admin
Administrator
Sr. Member
   
Karma: +0/-0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 262
autocad eğitmeni
|
 |
« : Şubat 12, 2007, 10:11:11 ÖS » |
|
Doğum, Evlenme, Ölüm Halk kültürü, kısaca adına adet ve inanmalar dediğimiz davranış kalıplarının tümüdür.Bireyin toplum içerisindeki yaşantısında, diğer bireylerle ve gruplarla olan ilişkisinde bu davranışkalıpları düzeni ve uyumu sağlar. Bunlar, toplum yaşamında varlıklarını sürdüren, yazılı olmayan,ancak o toplumda yaşayan bireylerce uyulması gereken kısaca gelenekler ve görenekler diye deadlandırabileceğimiz sosyal normlardır. Bunlar, yaptırım güçleriyle kimi zaman zorlayıcı ve kınayıcı kimi zaman da özendirici ve ödüllendirici tepkileri ile toplumda bireyler üzerinde baskıkurarlar. Birey içinde yaşadığı toplumda bunlara uyduğunda çevresi tarafından onaylanacağını,uymadığında ise kınanacağını veya ezalandırılacağını bilir.Halk kültüründe geçiş dönemleri diye adlandırdığımız doğum, evlenme ve ölüm dönemleri, bireyin yardıma ihtiyaç duyduğu dönemlerdendir. Bu nedenle, bireyi bu hassas döneminde çeşitli tehlikelerden korumak, onu kutsamak ve yeni dönemine hazırlamak için her toplumda yüzlerce adetve inanma uygulanır. Uygulanan bu adet ve inanmalar, bireyin içinde yaşadığı toplumun halk kültürünü oluşturur.
DOĞUM İnsan yaşamının önemli bir devresi olan doğum, bütün toplumlarda mutlu bir olay olarak kabul edilmiş, pek çok adetin, inanmanın uygulandığı bir dönem olmuştur. Bu adet ve inanmalar kadını gebe kalma isteğinden başlayarak etkisi altına almıştır. Gelin oğlan evine geldiği ilk gün kucağına bir çocuk, özellikle erkek çocuk verilir. Gelin yatağı hazırlanırken yatakta bir erkek çocuk yuvarlatılır. Yapılan bu işlemler gelinin çocuk doğurmasının aile içinde önemini belirten davranışlardır. Toplumun kırsal kesimlerinde kadının saygınlık kazanabilmesi için mutlaka doğurması, anne olması gerekir. Çocuğu olmayan kadın, kısır kabul edilir, hor görülür, kınanır. Bunun için, çocuk sahibi olmak isteyen kadın çeşitli yollara başvurur, çeşitli çareler arar. Bunlar genellikle dinsel-büyüsel olanlar ya da halk hekimliği kapsamına girenlerdir. Dinsel nitelikte olanlar içerisinde kutsal sayılan yerleri ziyaret etme, oraların suyundan içme, toprağını elleme, türbelerine, çalı ve ağaçlarına bez bağlama, kurbanlar kesme başta gelen davranış biçimlerindendir. Eski Türklerden günümüze kadar pek çok mezar, evliya-türbe-ziyaret adlarıyla anılmış çevresindeki ağaçlar kutsal sayılmış, buraları zaman zaman ziyaret edilen, medet umulan yerler olmuştur.
Çocuk sahibi olmak isteyen kadınların uyguladıkları bazı pratikler şunlardır: • Çocuk sahibi olmak isteyen kadın halk arasında Ara Ebe olarak adlandırılan kadınlara gider. Ara Ebe, çocuğu olmayan kadının rahmindeki iltihap sökülsün diye yedi türlü baharatı, koyun yünü ile döver, oluşan macunu bir iple bağlayarak kadının rahmine koyar. • Ara ebe, kadının karnını sabunlu suyla ovar, çeker, ayaklarını omzuna atar, onu silkeler. Böylece eğri olduğuna inanılan damarların düzeleceği düşünülür. • Çocuk sahibi olmak isteyen kadın, üzerinde Muhammet yazılı kırk kağıdı her gün bir tane olmak üzere aç karnına yutar, kocası da salavatla kırk gün karısının karnını ovar. Ayrıca, Hasan Dede'ye gidilerek çocuk sahibi olmak için adaklar adanır • Çocuğun istenilen cinsiyette olması için Kuran’dan bir ayet okunur. • Kadın hamile kaldıktan sonra, bu kez de çocuğunu sağlıklı bir şekilde doğurmak ve büyütmek ister. Bu amaçla; ziyaretlere gidilir, adaklar adanır, hocalara muska yaptırılır. Kadın hamile kaldıktan sonraki aşamada korunur, kollanır. Bazı davranışlardan kaçınması beklenir. Bunların başında da çirkin insanlara ve hayvanlara bakmaması istenir. "Güzele bak çocuğun güzel olsun" denir. Her toplumda doğumun kolay olması için bazı uygulamalar yapılır. Anadolu halk kültüründe; Meryem Ana Eli denen bitkinin içine konduğu sudan içmek, kapalı yerleri, kilitli şeyleri açmak, kadının saç örgülerini çözmek, su dolu kapları boşaltmak uygulanan davranış kalıplarıdır. Kafesteki kuşları, kümesteki hayvanları serbest bırakmak da yapılanlar arasındadır. Bunlar, benzetme ögesi kullanılarak yapılan büyülük işlemlerdir. Böylece, benzetme yoluyla kadının döl yatağının açılmasını sağlayan gücü etkilemek amaçlanır. Ayrıca, gürültü yapmak, silah atmak gibi hareketlerle, doğacak çocuğa ve anaya kötülüğü dokunabilecek, olağanüstü zararlı varlıkları kaçırmak hedeflenir.
Doğumla ilgili adet ve inanmalardan bazıları şunlardır: •Doğumu kolaylaştırmak için doğum odasında,“Meryem Ana Eli” otu ıslatılır, o açıldıkça rahmin de açılacağına inanılır. Kocasının eli kısmık (sıkı) olan kadının doğumu zor olur, denir. Çocuğun dudakları, yanakları kırmızı olsun diye; göbeğin kanından, eşin kanından çocuğun yanaklarına ve dudaklarına sürülür. Eskiden loğusa ve çocuk üşütmesin diye; loğusa, doğumdan önce özel olarak hazırlanmış, elenmiş, torbalara konmuş toprağa yatırılırdı. Kışsa üç ay kış değilse kırk gün çocuk bu toprağa belenirdi. Çocuğun bezinin arasına her değiştirmede toprak konurdu. Doğumdan hemen sonra çocuğun eşinin toprağa gömülmesi olayı eski Türklerden günümüze kadar halk geleneğinde yerini korumaktadır. Eskiden olduğu gibi bugün de eş toprağa gömülmekte göbek de uygun bir yerde saklanmakta veya gömülmektedir. Çocuğun bir parçası, yarısı olarak kabul edilen eş, kutsal bir organ alarak görülmekte, ölen her varlığa yapılan işlem buna da uygulanmakta ve eş toprağa gömülmektedir. Doğumun hemen ardından büyük bir titizlikle ve sırayla uygulanan bu işlemler dünyaya gelen yeni canlının yeni ortamına uyması, kötü ruhlardan korunması için uygulanan ve halk geleneğinde çeşitli amaçlarla yapılan büyüsel pratiklerdir.
Doğumdan sonra yapılan işlemler şunlardır: • Ebe çocuğun doğumundan sonra, göbeğini keser, eline yumuşak tuzu alır, koltuk altlarına, kasıklarına, boğazına, yüzüne sürer. Pişik olmasın, teri kokmasın diye. Sonra yukarıdan aşağı tuzlu su dökülür. Çocuk bir gün böyle kaldıktan sonra yıkanır. • Çocuk canlı olsun, tez yürüsün diye; göbeği kesmeden önce, eşten çocuğa doğru kan sağılır. Çocuk doğunca; taş gibi güçlü olsun diye ağzına taş konur. Tuzlama suyunun içine; şeker ve bal konur. Çocuk yıkandıktan sonra ayaklarından tutup başı aşağı gelecek şekilde sallanır, böylece boyunun uzun olacağına inanılır. Kasları genişlesin diye, kolları açılıp kapatılır. Yeni doğan çocuğun yaşamının ilk günlerini sağlıklı geçirmesi için gerekli olan anne sütünün, bir an önce gelmesi ve bol olması için loğusaya şıralı, yağlı-ballı yiyecekler yedirilir. • Doğum yapan kadına; yağlı-ballı götürülür. Yağ yakılır, üzerine pekmez dökülür, kırmızı biber, biraz da su ilave edilir. Hazırlanan bu bulamaç içi açılsın, sütü bol olsun diye loğusaya yedirilir. Ayrıca, Loğusaya kırmızı biberli undan bulamaç yapılır, közde pişirilmiş ciğer, soğan salatası ile birlikte yedirilir. Buğday kavrulur, dövülür, içine şeker katılır, bu karışım da loğusaya yedirilir. Loğusa, hayvanları otlatmaya götüren çobana bir avuç kavurga verir. Çoban, gün boyu taşıdığı kavurgayı akşam geri getirir, loğusaya verir, loğusa bunu yer. Böylece sütü çabuk iner. Geleneksel toplumlarda doğum sonrası geçecek devreye büyük önem verilir. Bu dönemde yeni doğum yapmış kadını ve çocuğunu çevreden gelebilecek her türlü zararlı etkilerden korumak için birtakım tedbirler alınır. Özellikle doğumdan sonraki kırk gün içerisinde; anneye al basmaması, çocuğu kırk basmaması için çeşitli dinsel ve büyüsel pratikler uygulanır. Halk kültüründe bir takım olağanüstü halleriyle insanların yaşamında etkileri olduğuna inanılan esrarengiz yaratıkların varlığına inanılır. Olağan dışı kimi şartlar içinde onları gördüklerini öne sürenler vardır. Ancak, onlar hiçbir zaman iki kişi bir arada iken görünmemişlerdir. Eski Türklerden günümüze kadar Alkarası, Albastı, Albis, Almiş adlarıyla loğusaya musallat olduğuna inanılan bu kötü ruh hakkında bütün Türk topluluklarında aynı inanmalar mevcuttur. Bunlara göre, yalnız kalan loğusanın yanına peri kızları gelerek, ciğerini alır giderlermiş ve bu suretle loğusayı al basarmış, bu ruh loğusanın ciğerini alıp suya bırakırsa loğusa ölürmüş. İnanışlarda; albasması tüfek sesinden, ocaklı adamlardan, demirden ve kırmızı renkten korkar. Bunun içindir ki, loğusa yatakta iken başına kırmızı kurdeleli altın takarlar, loğusaya kırmızı şeker götürürler.
Albasması ile ilgi tasarımlar ve ondan korunmak için yapılanlardan bazıları şunlardır: • Albasması gece kabusudur. Albasmasından korunmak için loğusanın yatağının altına bıçak veya makas konur. Anne ve çocuğa kırmızı örtü örtülür. Hocaya muska yaptırılır. Hocaya su okutulur. • Loğusa uykuda korunmasızken, tıbıkalı adı verilen çocuğu olmayan kadınlar gelir, loğusanın üstüne çırpınırmış, bu durumda çocuk yaşamazmış. Doğumdan sonra yalnız bırakılan loğusa uyuyakalır, o zaman loğusayı al basar. Loğusa yalnızken uyutulmaz. Albasması, karı gibi sakallı, azgın biridir, loğusanın üstüne çöker, nefes almasını engeller. • Doğumdan sonraki kırk gün içinde loğusayı ve bebeği kırk basar. Kırk basmasında; loğusanın ve bebeğin yüzünde çirkin yaralar çıkar. Bebeği kırk basmasın diye, kırk taş bir araya getirilir her gün bir tanesi atılır, böylece bebeğin kırk günü tamamlanmış olur. Gözleri yeşil veya mavi olanlar ile adetli kadınlardan çekinilir bu kişilerin loğusayı ziyaret etmeleri istenmez. • Kırk gün içinde adetli kadın loğusayı ziyarete gelirse, çocuğun yüzüne bakarsa, çocukta yaralar olacağına inanılır. Kırk gün içinde çocuğun kirli bezi açıkta bırakılmaz. • Bu dönemde çocuk sarılık olmasın diye, çocuğa altın takılır, yüzüne sarı yazma örtülür. Çocuğun kulak arkası veya dil altı biraz kesilir. Loğusayı rahatsız ettiğine inanılan varlık Albasması, Alkarısı, Alkarası, Goncalas, Cangoloz adlarıyla anılmaktadır. Albasması; kabus, cin, korkunç bir şey, ağırlık, şeytan, ruh, gizli bir güç, ateşli bir hastalık, görünmeyen kötü güçlerden olarak tanımlanmaktadır. Alkarasının; loğusaya ve çocuğa zarar vermesini önlemek için loğusanın ve çocuğun bulunduğu odada Kuran, ayna, süpürge, makas veya satır, bıçak veya demir, ekmek, iğne, soğan, sarımsak, elek, nazar boncuğu, kırmızı bir şey ve su, çocuğun ve annenin yastığı veya yatağı altına veya baş ucuna konmaktadır. Ayrıca, kapıya al bağlama veya dikenli çalı asma, ocaklının bir eşyasını odada bulundurma gibi davranışlara da rastlanır. Böylece, o odaya veya eve alkarısının giremeyeceğine inanılır. Albasmasına yakalanan kadın inanışa göre ya ölmekte ya da sakatlanmaktadır. Albasmasına uğrayan kadını tedavi etmek için uygulanan pratiklerin başında hocaya götürmek, üstüne dualar veya Kuran okutmak, muska yazdırmak ya da hocanın okuduğu suyu kadına içirmek gelmektedir. Kadını ocağa götürmek de görülen davranış şekillerindendir. Eski Türklerden günümüze kadar, bin yılı aşan bir süredir bütün Türk topluluklarında görülen Alkarası inanması bugün dini ögelerle zenginleştirilmiştir. Gerek korunmada gerekse tedavide dualardan ve Kuran’dan yararlanılmaktadır. • Zamanı geldiği halde, konuşamayan ve yürüyemeyen çocuğa uygulanan davranışlar arasında, çocuğa ördek yumurtası yedirmek, çocuğun kösteğinin kırılması gelmektedir. Bunun için çocuğun ayağına şeker sucuğu bağlanır. Sonra ayağı çabuk biri tarafından çocuk kaçırılır. Devamlı ağlayan huysuzluk eden çocuğun ağzına, cuma günü namazdan çıkanlardan, kanı karışmadık birisinin çarığı ile vurulur. • Gezmeden dönünce ağlayan çocuğa nazar değmiş demektir. Nazar değdiğine inanılan çocuğun üstündekiler çıkarılır, leğene ıslatılır. Söyleyenin ağzı taş gibi olsun diye, üstüne de taş konur. Nazarı değdiğine inanılan kişinin elbisesinden bir parça alınır. Elbise parçası, sarımsak kabuğu, soğan kabuğu, biraz un, üzerliğin üzerine konur, tüttürülür, çocuk bu dumanın üstüne tutulur.
EVLENME Bireyin yaşamındaki geçiş dönemlerinden biri olan evlenme; kız ve erkeğin bir aile olarak sosyal yaşama katılma sürecinin başladığı önemli bir dönemdir. Ailenin toplumsal yapının temelini oluşturması, bu birliği sağlayan evlenme olayına evrensel bir değer kazandırmıştır. Her toplumda evlenme, bağlı bulunduğu kültür tipinin belirli kurallarına uyularak gerçekleştirilir. Bu nedenle, evlenmede uygulanan töre, adet gelenek ve görenek o toplumun evlenme kültürünü oluşturur. Evlenme biçimleri arasında; gençlerin anlaşarak ailelerinin onayı ile evlenmelerine, görücü usulü ile evlenmelere, kız kaçırma evliliklerine, beşik kertmesi evliliklere, kayınbirader veya baldızla yapılan evliliklere ve akraba evliliklerine rastlanmaktadır. Anadolu'nun pek çok yöresinde olduğu gibi, kızlar kısmetlerinin açılması için çeşitli yollara başvururlar. Bunlardan biri de; cuma günü namazdan ilk çıkan kişiye kilit açtırmaktır. Evlenme döneminin çeşitli aşamaları vardır. Kız istemekle başlayan bu dönemin ana başlıkları; söz kesme, nişan ve düğündür. Düğün, gelinin oğlanın evine gelmesinin ardından duvakla sona erer. • Kız istemeye perşembe -pazar günleri gidilir. Cuma günü kız istemeye gitmek iyi sayılmaz. • Aileler oğullarına kız ararken, gelinlik kızın huyunun güzel olmasına ve kendi kendine iş yapabilme yeteneğinin olmasına dikkat ederler. • “Hamamda kız beğenme/ Tarakta bez beğenme derler.” Hamamdaki kızın yanakları kırmızı olur, taraktaki bez ise, gergin dümdüz olur. Bunun için hamamda kız beğenilmez. • İstenecek kızın ailesinin ve kökeninin Müslüman olması, örf ve adetlere bağlı olması istenir. Kızı istemeye saygın bir aile büyüğü ile birlikte ana-baba ve oğlan gider. Kızın babasının “ hayırlı , uğurlu olsun” ya da “yolunuz olsun” demesinden sonra, söz kesilmiş olur. Tatlı yenir, yüzük takılır. Oğlan evi kız evine bir iki kez gider, üçüncü. Gidişte kız verilir. Kız evi nazlı olur. Bir kızı iki erkek isterse, akraba olan huyu suyu bilindiği için tercih edilir. • Kız tarafı gönüllüyse – aracılar kanalıyla önceden öğrenilir- kız istemeye bir kilo baklava ve tülbentle gidilir. Söz verilince tatlı yenir. Kızın başına da tülbent bağlanır. Kuran bilen varsa, Kuran’dan bir şeyler okunur. Buna "küçük tatlı" denir. Tatlıdan hemen sonra hoca nikahı kıyılır, gençler görüşebilir. • Daha sonra iki tarafın da uygun gördüğü bir tarihte "büyük tatlı" yapılır.“Büyük tatlı” da; eş, dost akrabalar davet edilir. Kıza elbise alınır. Tepsilerle baklava ikram edilir. Kız evine bir sandık lokum, bir kutu bisküvi ve kahve götürülür. Kahveler içilir, tatlılar yenir. Söz yüzüğü takılır. Oğlan tarafının durumu iyiyse küpe, kolye, bilezik de takılır. Büyük tatlı ya da nişandan önce erkek tarafı kız tarafına eski adıyla bohça bugün ise valiz veya bavul diye adlandırılan hediye paketini gönderir. Kız tarafı da erkek tarafı için valiz hazırlar. Nişanda, kız tarafının valizinde; takım elbise, çamaşırlar, terlik ve ayakkabı; oğlan tarafının valizinde de; elbise, çamaşır, terlik bulunur. • Nişan evde veya salonda çalgılı olur. Takılar takılır, kırkım yapılır. Toplanan hediye ve paralar çeyizini tamamlaması için kıza verilir. Nişanın bütün masraflarını erkek tarafı karşılar. Nişanda kız tarafı, nişana gelen oğlan tarafına tülbent örter. • Nişan günü sekiz on kadın toplanır. Hamur yoğrulur. Tereyağlı, küncülü çörekler pişirilir. Sonra pişen çörekler heybeye doldurulur, kız evine gidilir. Kız tarafı da yemekler hazırlar, gelen kadınları karşılarlar. Yemekler yenir, köyün genç kadınları oyunlar oynar, maniler söyler. • Nişan mevlitli de olabilir. Mevlitli nişanda kurban kesilir, yemekler yapılır • Düğüne veya nişana davet okuntu ile yapılır. Davetli aldığı okuntunun ağırlığına göre düğün hediyesini yapar. Akrabalara havlu, basma, gömlek, atlet, çorap, eşarp, dağıtılarak, akraba olmayanlara, kibrit, dikiş iğnesi, şeker bardak dağıtılarak nişana veya düğüne davet yapılır. • Nişandan sonra, nişanlılar istedikleri zaman görüşebilirler. Başlık parası ile ilgili şu görüşler bulunmaktadır: • Bizim töremizde başlık yoktur. • Eskiden az da olsa başlık olurdu, şimdi kalktı. • Kız evi başlık istemişse, oğlan tarafının maddi durumuna göre başlık belirlenir, mahalle muhtarının yanında herkese gösterilerek kızın babasına verilir. Çeyiz asma, çeyizi sergileme Anadolu'nun pek çok yöresinde gelenektir. Düğünün başlamasıyla, çeyiz de sergilenir. Bazı bölgelerde çeyiz kız evinde usta kişilerce iplere asılarak sergilenir. Komşular, özellikle genç kızlar çeyiz görmeye gelir, işlenen çeyizden örnekler alırlar. Bazı bölgelerde çeyiz oğlan evine götürüldükten ve yerleştirildikten sonra gösterilir. Günümüzde gelişen koşullarla yaşam biçimleri de değişmiştir. Köylere kadar giden televizyonlarda, insanlar yaşamlarını kolaylaştıracak araçları ve makineleri tanımakta ve onlara sahip olmak istemektedirler. Bu nedenle, eskiye göre çeyizde bulunan eşyaların da türü değişmiştir. Eskiden birkaç el işi, bir yatak-yorgan-yastık, çul, çuval, birkaç kap kacak çeyiz olarak verilirken, bugün, aileler ekonomik durumları elverdiği ölçüde kızlarına elektrikli ev aletleri vermektedirler. Eskiden kızın becerisinin ve emeğinin sergilendiği malzeme olan çeyiz, günümüzde ailelerin ekonomik durumlarının göstergesi haline gelmiştir. Köyden kasabaya gelin gelen lise mezunu bir kızın çeyizinde, çağın gereği elektronik ev araçlarıyla birlikte geleneksel el dokuması çuval, heybe ve savanın da bulunduğu görülmüştür. Çeyizle ilgili şu bilgiler verilmiştir: • Eskiden kızın ilk istendiği gün kimin ne alacağı bir kağıda yazılırmış. Şimdi bunu yapanlar ayıplanıyor. Artık, aileler alınacaklar konusunda anlaşıyor. • Çeyizde beş altı yorgan, mutfak eşyası, ocak, elektrikli süpürge, robot, ütü, ütü masası, saç kurutma makinesi, çamaşır makinesi bulunur. • Çeyizde, sandık çeyizi, mutfak eşyası ve oturma odası bulunur. • Çeyizdeki yorganlar kaplanır, kurdelelenir. Beyaz eşyalar, halı, kilim, yastıklar kurdelelendikten sonra oğlan evine gönderilir. • Çeyiz senedi tutulmaz. • Gelinin çeyizi düğünden bir hafta önce dere de yıkanır. Buna “asvap yıkama” denir. Bu yıkamaya çok özen gösterilir. Bunun için, birisi çamaşır yıkarken çok özenirse “asvap mı yuyon?” derler. Ülkemizin hemen her yöresinde geleneksel kesimde gelin olacak kız, gelin olma gününden bir gün önce, ana evindeki son gecesinde yapılan törenle eline, ayağına veya başına, ensesine kına yakılarak manilerle türkülerle övülür ve ağlatılır. Kına gecesinde gelinin ağlaması gelenektendir. Kına gecesindeki törenler, oğlan evinden gelen kınacılarla kız evinin yakınları arasında olur. Genellikle kadınlar arasında yapılan bir törendir. Bazı bölgelerde kına günü oğlan evinden gelen kınacılara çeşitli zorluklar çıkarılır, şakalar yapılır, cezalar kesilir. Kınada genç kızlar, evlenecek arkadaşlarına eşlik eder, birlikte oynarlar. Kına gecesinde, oğlan evinden getirilen kına yoğrulur, oğlan evinden getirilen çerezler, gelen konuklara dağıtılır. Bu arada, kimi bölgelerde aynı gün, kimi bölgelerde de kız kınasından bir gün önce, oğlan evinde erkekler arasında da oğlan kınası yapılır. Oğlanın serçe parmağına kına yakılır, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kimi zaman içeride kadınlar eğlenirken, erkekler de dışarıda "sin sin" ateşi yakarak, ateşin etrafında çeşitli oyunlar çıkarırlar.
Kına törenleriyle ilgili uygulamalardan bazıları şöyledir: • Evlenecek kız veya erkeğin ailesi hacı hoca ise, kınada Kuran okunur, sohbetler yapılır, çerez dağıtılır. Sosyetikse(!), salon tutulur, caz tutulur. Kına, akşam olur. Kınayı bahtı açılmamış kızlardan biri yoğurur. Kollarına oyalı tülbent bağlanır. Fasıldan sonra gelin ortaya çıkarılır, eğer mevlitliyse salavatla tepsi elden ele geçer. Kına cazlıysa, kınayı yoğuran oynaya oynaya getirir. Çiğ köfte sıkması gibi kına, herkese dağıtılır. Kına gelinin ensesine yakılır. Bu kınaya “sünnet kınası” denir. Sonra bir kelle şeker kırılır. Bu kelle şekerin yarısı oğlan tarafına verilir. Gerdek gecesinde bu şekerle şerbet yapar, gelin ve güveye içirirler. Şerbeti yapan bahşiş alır. Eskiden kına türküleri söylenir, gelin ağlatılırdı. Demir gibi olsun diye, eline para konur, kına yakılırdı. Dışarıda davullar çalar, erkekler ateş yakar, üstünden atlar, sinsin oynarlardı. Şimdi kına türküsü de yok, gelin ağlatmada. • Genç bir kız, gelinin eline, genç bir erkek de damadın eline kına yakar. Herkes manilerle gelini ağlatmaya çalışır. Son kez ağlasın da kocasının evinde hep gülsün diye. • Kına yakılırken, gelinin avucuna para konur. Gelin bu parayı daha sonra sandığının dibinde saklar. • Geline kına gecesi oruç tutturulur. Gelin gerdeğe oruçlu girer.
Kına gecesinde söylenen manilerden birkaçı şöyledir: Gül ağacını budamışlar Gülü gonca açsın diye Benim kızımı gurbete vermişler Silsilesi batsın diye Kız anası kız anası Başında mumlar yanası İşte koyup gidiyorum
|